Sesli Kitap: Yeni Sömürgecilik ve Türkiye / 2. Bölüm

Emperyalizmin En Sinsi ve Daha Saldırgan Hali

Yeni Sömürgecilik

Yeni sömürgecilik tarihin gördüğü en sinsi, en tehlikeli, en onursuz ve en azgın-kanlı sömürü ilişkisinin adıdır. Çünkü emperyalizm, sömürge ülkelerin bağımsızlığını sözde tanırken, özde kendine işbirlikçi kader ortakları hainler yaratarak içsel olgu haline gelmiş, sömürgeci ilişkilerini ve işgalini gizlemiş, böylece halkın gerçekleri görmesini ve tepkisini göstermesini engelleyen bir tarz geliştirmiştir.

Pirinç içindeki beyaz taş siyah taştan daha tehlikelidir.

Bu kitabımızda 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası emperyalist cephede, emperyalizmin sömürü ilişkilerinde değişen koşulları, ortaya çıkan yeni ilişkileri yani yeni sömürgecilik ilişkilerini genel hatlarıyla ele aldık. Özelde ise ülkemizde yeni sömürgeciliğin gelişimini ortaya koyduk.

Yeni sömürgecilik hangi koşulların ürünü ve sonucudur?

2. Paylaşım Savaşı sonrasında dünyanın 1/3’ü emperyalist pazarın dışına çıkmıştı. Emperyalizm karşısında yeni bir kamp (sosyalist kamp) ortaya çıkmış dünya da belli başlı dört ana çelişki şekillenmişti;

-Emperyalizm ile ezilen dünya halkları arasında çelişki

-Emperyalizm ile sosyalist kamp arasındaki çelişki

-Emperyalizm ile metropol ülkeler işçi-emekçileri arasındaki çelişki

-Emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişki

Bu çelişkiler içinde belirleyici olan baş çelişki durumunda olan emperyalizmle ezilen dünya halkları arasındaki çelişkiydi. Emperyalistler için ölümcül tehlike işte bu çelişkiydi. Yani ulusal-sosyal kurtuluş savaşları.

1945 İkinci paylaşım savaşının hemen ardından Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın sömürge halkları içinde hızlı bir uyanış başlamıştı. Çin, Hindistan, Vietnam, başta olmak üzere Asya’nın bozkırları tutuşmuş, bağımsızlık için ayağa kalkmıştı. Cezayir, Angola, Mozambik, Gine Bisseau başta olmak üzere Afrika kaynıyordu. Latin Amerika’da Simon Bolivar ruhu canlanmış, özgürlük ve bağımsızlık hareketleri gelişiyordu. Kısaca açık sömürgecilik artık yürütülemez durumdaydı.

Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Humprey duydukları korkuyu benzer sözlerle dile getiriyordu:

“Askeri bakımdan, önemi barutun keşfi ile kıyaslanabilecek ve en cüretkâr bir saldırı biçimiyle karşı karşıyayız. Ulusal kurtuluş savaşlarından söz ediyorum. Bu yeni ve karmakarışık harp biçimi, güvenliğimiz için belli başlı bir tehlike oluşturmaktadır.”

İşte emperyalistleri yeni sömürgeciliğe götüren koşullar ve ihtiyaç buradaydı;

Bağımsızlığı isteyen halkların sosyalizme doğru yürüme tehlikesi vardı. Bu sürecin önüne geçmek için, emperyalist ülkeler açık işgalleri terk ederek, yeni bağımlılık yöntemleri geliştirdiler.

Ne yapılmalıydı ki devrim tehlikesi önlensin? Eldeki pazarlarda derinlemesine bir sömürü yaratılırken diğer yandan yeni pazarlar kazanılsın? Yeni sömürgecilik bu soruya verdikleri cevap oldu emperyalizmin. Açık işgallerin yerine, sömürücü imtiyazlarını korumanın farklı yollarını geliştirdiler.

Bu kitapta okuyacaklarınız emperyalistlerin sözde bağımsızlıklarını tanıdıkları ülkeleri nasıl bağımlılaştırdığının, emperyalist sömürüyü nasıl yeniden kurumlaştırdıklarının ve halkların geleceklerini nasıl çaldıklarının kısa bir anlatımıdır.

Ülkemizdeki gelişmeler de dünyadaki gelişmelerin bir parçasıdır.

Emperyalizm dünyada yeni sömürgecilik ilişkilerini geliştirirken, ülkemizin egemen sınıfları ise, kurtuluş savaşıyla kapıdan kovduğumuz emperyalizme kapıları ardına kadar açmışlar, emperyalist şirketler başta olmak üzere tüm emperyalist kurumları ülkemize davet ederek, ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, emek gücünü ve geleceğini emperyalizme peşkeş çekmişlerdir.

Bağımsızlık giderek anlamını kaybetmiş, emperyalizm, ülkemiz egemen sınıflarının açık daveti ve işbirliği sonucu ülkemize çöreklenmiş, ülkemizi gizlice işgal etmiştir.

Bu kitapta, egemen sınıfların işbirlikçilik yaparak adım adım geliştirdikleri ihanet sürecini, sanayileşme ve gelişme adına ülkemizi nasıl emperyalist tekellere peşkeş çektiklerini kendi ağızlarından okuyacaksınız.

Ancak bu vatan sahipsiz değildi.

Bu ülkede işbirlikçiler yoktu sadece. Sömürünün, işgalin, faşizmin olduğu yerde bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm diyenler de vardı.

Yoksulluğumuzun, açlığımızın, yozlaşmanın, işsizliğin, baskının, adaletsizliğin kısacası sömürü ve zulmün baş sorumlusu emperyalizm ve oligarşiye karşı Mahirler, Denizler, İbolar…

Yolumuz Çayanların Yoludur diyen Dayılar, Niyaziler, Sinanlar… Bayrağımız ülkenin her yanında dalgalanacak diyen Sabolar, Edalar… Selçuklar, Alişanlar… Ülkemizin dağlarında şehirlerinde hapishanelerinde emperyalizme ve oligarşiye karşı silah elde savaşan Cepheliler vardı.

Bu kitap sadece bir durum tespiti yapma amacında değildir. Ülkemizin nasıl sömürgeleştirildiğini, işbirlikçi vatan hainleri tarafından nasıl peşkeş çekildiğini, halkımızın emeğinin nasıl çalındığını, baskı, zulüm ve sömürü düzeninin nasıl kurulduğunu açıkça ortaya koyarken, bu gerçeklerden hareketle “ Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” sloganlarıyla emperyalist ahtapotun kollarını koparma mücadelesini büyütmek için bir çağrı niteliği taşımaktadır.

Ülkemizde ve dünyada, bağımsızlık demokrasi sosyalizm mücadelesinde şehit düşenlere saygı ile… ✰

Kitabı İndirmek İçin Tıklayınız

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yayınlar