“Aksa Tufanı Harekâtı” Filistin Direniş Güçlerinin Haklı, Meşru, Doğru Bir Eylemidir (Bölüm-2)

EMPERYALİZM VE SİYONİZM, FİLİSTİN VE DÜNYA HALKLARININ DÜŞMANIDIR!

EMPERYALİZME VE SİYONİZME KARŞI HALK KURTULUŞ SAVAŞLARI HAKLI, MEŞRU VE TEK YOLDUR!

EMPERYALİZM VE SİYONİZM YENİLECEK, FİLİSTİN KAZANACAK!

NEHİRDEN DENİZE FİLİSTİN ÖZGÜR OLACAK!

“Aksa Tufanı Harekâtı” Filistin Direniş Güçlerinin Haklı, Meşru, Doğru Bir Eylemidir

(2.Bölüm)

Aksa Tufanı Harekâtı Filistin Direnişinin Atılımıdır

Aksa Tufanı Harekatı’na ve Filistin direnişine dünyanın dört bir yanından halklar destek verirken, emperyalizmin ideolojik etkisindeki sol dahil kimi kesimler karşı çıktılar, tepki gösterdiler. Bunların kimisi açıktan emperyalizm ve siyonizm tarafında yer alanlardı, kimisi açık olarak siyonizmi destekleyemediği için, ‘dolaylı’ desteklerine çeşitli kılıflar buldular. Bunlardan biri “Aksa Tufanı Harekâtı’nı Hamas yaptı, bu yaptığı eylemle İsrail’in eline koz verdi karşı saldırıya geçtiler, Filistin direnişinin meşruluğu gölgelendi, Hamas Filistin halkını kurtuluşa götüremez”, “Hamas İsrailli sivilleri öldürdü, bugüne kadar verilen direnişe karşı dünya çapında karşı çıkış oldu”, “Hamas dinci terör örgütüdür, bu bilinerek eylemleri nasıl desteklenebilir”gibi gerekçelerdi. Bu dolaylı desteklerinde, İsrail’e doğrudan destek verenlerden farkı yoktur, her ikisi de asıl olarak bu çatışmada emperyalizm ve Siyonizm saflarına adlarını yazdırmışlardır.

Emperyalizm ve İsrail’in açık destekçilerinin safı bellidir. Gizli destekçilerin Hamas bahaneleri ise büyük bir demagoji ve çarpıtmadır. Bu açıklamaların etkisinde kalanlar bunu görmek, anlamak zorundadır. Çünkü;

Birincisi, Aksa Tufanı Harekâtı Hamas’ın değil tüm direniş güçlerinin eylemidir. Aksa Tufanı Harekâtı ve Filistin direnişi, kuruluşu 2021’de açıklanan “Ortak Operasyon Odası” tarafından yürütülüyor.

Ortak Operasyon Odası’nda Hamas’ın silahlı kanadı İzzettin Kassam Tugayları, İslami Cihad’a bağlı Kudüs Tugayları, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin askeri kanadı Ebu Ali Mustafa Tugayları, Mücahidin Tugayları, Nidal el Amedi Taburu, Nasır Selahaddin Tugayları, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi’ne bağlı Ulusal Direniş Tugayları, Ensar Tugayları, Abdulkadir el Hüseyni Tugayları, Şehid Cihad Cibril Tugayları, Şeyit Eymen Cude Grupları ve Fırtına Ordusu yer alıyor.

Ve dünyanın dört bir yanında yapılan gösterilerde Hamas’ın değil, Filistin direnişinin sembolleri taşınıyordu. Binlerce kişinin katıldığı gösterilerde Hamas bayrağını sallayanların istisna olduğunu tüm dünya gördü.

Filistin direnişi karadan, havadan, denizden İsrail’i vurarak şok etkisi yapan, İsrail’in aşılmaz dediği Demir Kubbe’yi etkisizleştiren, 1200 İsrailliyi ölümle cezalandıran, 240 İsrailliyi rehin alan bir eylem gücüne bir anda ulaşmadı. Adım adım güçlenerek yıllar içinde bu boyuta ulaştı. Özellikle Hamas, İran ve Lübnan Hizbullah’ının da desteğiyle askeri güçlerini genişlettiler. Örneğin Gazze’den atılan füzelerle Demir Kubbe isimli savunma sistemi Mayıs 2021’de de delinmişti.

Aksa Tufanı Harekâtı’nda “sivillerin öldürüldüğü” gerekçesiyle eylemin karşısında tavır alanların gerekçeleri de geçersizdir. Birincisi; bu savaş İsrail katliamları ve bu katliamlara İsrail vatandaşlarının, “sivil” denilenlerde dahil destekleriyle hemen her İsraillinin Filistin halkına düşman Siyonist ideolojiyle yetiştirildiği gerçeğiyle ele alınmak durumundadır. Filistin direnişine destek veren, İsrail işgali ve katliamlarına tavır alan küçük bir kesim dışında İsrail’de “sivil halk” diye tanımlanacak bir toplumsal yapı yoktur. Direniş güçlerinin “İsrailli siviller?” söylemine cevapları şu çerçevede özetlenebilir; İsrail her vatandaşın asker sayıldığı, aşırı militer bir toplumsal yapıya sahip ‘yerleşimciler’ denilen İsrailliler işgalin yürütücüsüdür. Gazze bombalanırken bunu açık hava sineması gibi keyifle, tezahüratla izleyen İsraillilerin görüntüleri hafızalardadır. İşgale karşı çıkanlar, çok küçük bir azınlıktır.

Aksa Tufanı Harekâtı Askeri Zaferdir

Harekât uzun bir sürede hazırlanmış, İsrail istihbaratının harekât anına kadar hazırlıklarından haberi olmamıştır. Büyük bir başarıyla örgütlenen harekât, aynı zamanda İsrail istihbaratının, emperyalizmin istihbaratının aşılabilirliliğini göstermiştir. Böyle bir harekâtın olacağını ne İsrail’in, ne de efendileri Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, vb.nin ruhu duymamıştır. Öyle ki, İsrail gazeteleri “1973’deki Yom Kippur Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan, İsrail’in savunma doktrinin yenilmez olduğu şeklindeki hatalı kavrayış çöktü” açıklamasını kullandı.

Harekât denizden çıkarma, havadan ve karadan İsrail topraklarına giriş ve daha operasyonun ilk 20 dakikasında Gazze’den İsrail topraklarına 5 bin füze gönderilerek yürütülmüş. İsrail 1200 ölü verirken 240 rehine alınmış, İsrail işgalindeki topraklardan bir kısmı denetim altına alınabilmiştir.

Harekâtta motorlu planör kullanılması, dronla tankların vurulması gibi yeni taktiklerin yanında, tünellerde geçmişe göre çok daha etkili ve yaygın kullanıldı. Ki, İsrail 1973’den beri ilk kez yedek kuvvetlerini göreve çağırmıştır.

Bu İsrail için tam bir şok ve yıkımdır. İsrail bu şoku yıllar sonra da atlatamayacaktır. Ne kadar Filistinliyi katlederse katletsin, Filistin direnişinin bu cüreti İsrail’in atlatamayacağı bir yenilgidir, askeri başarısı ve İsrail’in askeri yenilgisi tarihe yazılmıştır ve İsrail’in atlatamayacağı bir hafıza olmuştur. İsrail ne yaparsa yapsın, Filistin direnişinin ulaşabileceği gücü görmüştür ve bundan daha ileri bir güce de ulaşabileceği görülmüştür. Filistin direnişi İsrail’in kâbusu olmaya devam edecektir.

İsrail Aksa Tufanı Harekâtı sonrasında büyük bir katliam ve soykırıma girişmiştir. Fakat bu da İsrail’in zaferi değil yenilgisidir. Filistin halkı çok büyük acılar yaşamıştır, bu doğrudur. Ama askeri bir zaferi yoktur İsrail’in. Çünkü Filistin halkı tüm bu kayıplara rağmen teslim alınamamış, topraklarını terk etmeyi kabul etmemiştir. İsrail’in hedef alacağını ilan ettiği yerlerde, tüm Filistinliler canlı kalkan olmuş, üzerlerine yağan bombaları cüretleriyle yenmiştir.

Çocukların kollarına isimlerini yazarak şehitliği beklediği bir cüret abidesi olmuştur Filistin direnişi. İşte böylesi bir feda bilinci zaferin kendisi ve yenilmezliktir.

Filistin direnişi bunu her zamankinden daha güçlü şekilde başarmıştır bir kez daha.

Direnişi ve Aksa Tufanı’nı kayıpların sayısıyla ölçenler yanılıyorlar. Kayıplar bir savaşın sonucunu tek başına belirliyor olsaydı, 27 milyon şehit veren Sovyetler Birliğinin, 5 milyon kaybı olan Almanya’ya yenilmiş olması gerekirdi. Yine Vietnam’ın 3 milyon şehidine karşın ölen asker sayısı 100 bini bulmayan Amerika’nın da galip gelmesi gerekirdi. Ama tersine, milyonlarca kaybına rağmen Sovyetler ve Vietnam zafer kazandı. Bunu sağlayan, ölü bedenleriyle zafer yolunu açan direniş ve savaş bilinci, iradesidir. Filistin direnişi bunu kaybetmediği sürece zafer yolunda yürüyor demektir.

Direnişin bir diğer askeri ve aynı zamanda siyasi başarısı, İsrailli rehineler ve İsrail’in rehin takası yapmak zorunda kalması, küçümsediği, aşağıladığı Filistin direnişi ile masaya oturup rehin takası anlaşması yapmak zorunda kalmasıdır. İsrail’in rehin alınan İsraillileri kurtarmaya da askeri olarak gücü yetmemiştir. İsrailli rehinler karşılığında çok sayıda Filistinliyi bırakmayı kabul etmek zorunda kalmıştır.

“Terör” diye aşağıladığı Filistin direnişini tanımaktır bu.

“Hayvansı yaratıklar” diye aşağıladığı Filistin direnişini, savaş gücü olarak muhatap almaktır bu. Direnişin gücünü kabul etmek zorunda kalmıştır İsrail.

Aksa Tufanı Harekâtı Siyasal Zaferdir

Aksa Tufanı Harekâtı’nın siyasal zaferini gösteren etkiler;

1)İsrail ve ABD başta olmak üzere emperyalist cephede yarattığı etki.

2)Dünya halklarının Filistin direnişini sahiplenmesi ve sahiplenme açıklamaları.

3)Filistin ve dünya halklarında mücadele bilincini ve umudu büyütmesi.

Aksa Tufanı Harekâtı ile İsrail ve emperyalist cephe yenilgi almıştır. Askeri “zayıflıklarının” görülmesi, dünya halklarında emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele bilincinin gelişmesi direnişin zaferidir.

Filistin direnişi tüm dünyaya unutturulmaya çalışılırken, aylarca Filistin’i birinci gündem yapmış, emperyalizmin ve siyonizmin zulmü, soykırımcılığı tescillenirken, Filistin direnişinin haklılığı kabul edilmiştir. İngiltere’de, İspanya’da ve dünyanın dört bir yanında halklar yürüyüşlerle, gösterilerle Filistin direnişini sahiplendi, Filistin halkının taleplerine destek verdi. Binler “Nehirden Denize Özgür Filistin” sloganını pankartlarda taşıdı.

Türkiye solu, beynini emperyalizme teslim etmiş bir kesim dışında, Aksa Tufanı Harekatını savundu, Filistin’in yanında yerini aldı.

AKP iktidarı İsrail’e her türlü desteği verirken, CHP’sinden, YRP’sine düzen partilerinin bir kısmı dahil, halkın, solun büyük bir tepkisiyle ve teşhiriyle köşeye sıkıştı, hiç istemediği halde “ticareti sınırlama” kararı almak zorunda kaldı. Filistin direnişini askeri ve mali olarak destekleyenler esas olarak İran ve Lübnan Hizbullahı’ydı. Ama dünya genelinde devrimci, ilerici, antiemperyalist, Siyonizm karşıtı güçler de Filistin direnişini destekliyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti Lahey’de İsrail Aleyhine Soykırım Davası Açtı

İsrail, Filistin’de soykırım suçu işliyor. Bunu dünyanın gözlerinin içine baka baka, tüm emperyalist ülkelerin desteğini alarak yapıyor. Ayrım gözetmeden Gazze’nin her karış toprağına bomba yağdırıyor. Gıda yardımına koşan Filistinli topluluğun üzerine bomba yağdırıyor.

Soykırım Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi ile de suç kabul ediliyor. Emperyalizm bir kez daha sözleşme, yasa, kural, hukuk tanımadığını gösteriyor. Emperyalist çıkarlar yasa, hukuk dinlemiyor, her türlü yasanın üzerinde yer alıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail soykırım suçunu, Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdı.

Güney Afrika Cumhuriyeti Adalet Bakanı Ronald Lamola, Güney Afrika’nın “bir insanlığın parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığını”, davayı bunun için açtıklarını söyledi. İsrail’in soykırımcılığı bu davayla resmileşmiş oldu. Yorumlarda, bu dava ile İsrail’in “uluslararası itibarı tehlikede”, “İsrail daha da yalnızlaşacak” yorumları yapıldı.

Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol Partili Başbakan yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” dedi. Sutter’in bu önerisine Hristiyan Demokrat Parti de destek verdi.

Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’nın açtığı davada 26 Ocak 2024 tarihinde ara karar açıklanarak; İsrail’in, kendisine bağlı güçlerin Gazze’de soykırım yapmayacağını garanti etmesi gerektiği vurgulandı.

İsrail’in uluslararası yasal yükümlülükleri kapsamında geçici karara uymak için alacağı önlemleri bir ay içinde Lahey’e bildirmesi istendi.

Diğer yandan, Belçika Kalkınma ve İşbirliği Bakanı Caroline Gennez de, “Gazze’de etnik temizlik” uyarısında bulunarak, Almanya’yı buna göz yummakla suçladı.

Belçika’da İsrail safında yer alan “milliyetçi” Yeni Flaman İttifakı Partisi (N-VA), İsrail’i destekliyor.

Filistin direnişine en güçlü destek ise Yemen’den geldi. Husiler, Kızıldeniz’de İsrail’e giden gemilere el koydular, askeri saldırı düzenlediler. Bunun sonucunda İngiltere ve ABD’nin doğrudan saldırılarına hedef oldular. Ama açıkça Filistin direnişini desteklemekten, savaşın tarafı olmaktan geri adım atmadılar.

Filistin direnişi dünya halklarının saflaşmasına hizmet etti. Emperyalizm ve siyonizm safında olanlarla, emperyalizme ve siyonizme karşı olanlar saflaştı.

Avrupa’dan Latin Amerika’ya Filistin Direnişi’ne Destek Aynı Zamanda Dünya Halklarının Emperyalist Sistem Tarafından Teslim Alınamadığını Gösteriyor

Emperyalizmi ve siyonizmi, mutlak ve yenilmez sayanlar, dünya halklarının tepkilerine, emperyalizm ve siyonizm karşısında saflaşmasına bakmalıdır.

Emperyalizm sosyalist sistemde yaşanan karşı devrimlerden günümüze büyük bir ideolojik saldırı ve teslimiyet politikası izledi. Pek çok örgüt uzlaşma, teslimiyet, tasfiye çizgisine getirildi. Bu tablo dünya genelinde devrimci mücadeleye çok büyük zararlar verdi. Fakat her zaman söylediğimiz gibi, dünya halklarını teslim almak mümkün değildir. Eninde sonunda halklar emperyalizme karşı saflaşırlar, giderek örgütlenir ve savaşırlar. Bu kaçınılmaz olandır. Ve Filistin direnişine gösterilen sahiplenme kaçınılmaz olanın bir ifadesidir.

Filistin direnişine güçlü destek veren iki Latin Amerika ülkesinden Bolivya, Gazze saldırısı nedeniyle İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesti, Şili de Tel Aviv’deki diplomatik misyonunu geri çağırdı.

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro; “İsrailli çocukların huzurlu bir şekilde uyumasının tek yolu, Filistinli çocuklarında huzurlu bir şekilde uyumasıdır” dedi.

Şili başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerinde İsrail’e karşı binlerce insanın katıldığı protesto gösterileri düzenlendi.

BM Genel Sekreteri Antoni Guterres de Netanyahu’nun tutumunun kabul edilemez olduğunu savundu.

Avrupa’nın İspanya, İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkesinde de binlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşleri, gösteriler düzenlendi.

İspanya’da gösterilere yüzbinlerce kişi katıldı. Yüzbinlerce kişinin katıldığı gösteriyi, “ Filistin’in İşgaline Karşı Dayanışma Ağı” (RESCOP) isimli, yüzlerce kitle örgütünün katılımıyla oluşturulan oluşum örgütledi. Gösterilerde Filistin bayrakları taşındı, “İsrail’e boykot”, “Katil Netanyahu”, “Özgür Filistin”, “İsrail vuruyor, ABD ve AB sponsorluk yapıyor” yazılı pankartlar taşındı. “Bu bir savaş değil, soykırım “ sloganları atıldı.

Gösteride İsrail ile tüm siyasi, ekonomik, kültürel, sportif ilişkilerin kesilmesi istendi. ‘Soykırımı önlemek için ateşkes’ çağrısı yapıldı.

İspanya’da stadyumlarda İsrail ve Filistin bayrağı açmak yasaklansa da, taraftarlar Filistin bayrağı açarak yasağı tanımıyorlar.

İspanya başbakan yardımcısı Yolanda Diaz, AB’nin Filistinlilere yönelik kalkınma yardımlarının dondurulması kararına, “Bu kara, Avrupa’nın kurucu ilkelerine ihanettir” sözleriyle tepki gösterdi.

İspanya Sosyal Haklar ve 2030 Ajandası Bakanı ve Podemos Partisi lideri Ione Belarra; “Benim görüşüme göre AB dış politikasını, İsrail’in en büyük ittifakı olan ABD’nin dış politikasının bir öğrencisiymiş gibi yapıyor. Biz susacak değiliz.” dedi.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, siyasi çözümün Filistin devletinin tanınmasından geçtiğini söyledi. Sanchez; “Dünyada 140’dan fazla ülke mevcut durumda

Filistin devletini tanımış durumda. Bunu tanımayan ülkeler tırnak içinde Batı diye tabir edilen… ABD ve bazı AB ülkeleri… Somut adım Batı’nın, Avrupa’nın Filistin devletini tanımasıdır” dedi.

İspanya’da yapılan ankete göre İspanyolların %53.3’ü İspanya’nın İsrail-Filistin Savaşı’nın çözümünde daha aktif yol alması gerektiğine inanıyor. Rusya ve Çin’de, İsrail işgal ve saldırılarına karşı açıklama yapan ülkeler oldular.

İşbirlikçi AKP İsrail Destekçisi

Dünya halkları Filistin’e destek verirken, Türkiye’de halk ABD ve İsrail karşısında, Filistin’in yanında açıkça ve belirgin saflaşırken, AKP faşizminin İsrail’e her türlü desteği verdiği ortaya çıktı.

Düzen partileri CHP’den İyi Parti’ye Türkiye’deki hiçbir parti açıktan İsrail’e destek veremezken, seçimlerde AKP faşizminin İsrail’e verdiği destek özellikle seçim propagandasının temel konularından biri yapıldı. Bunun nedeni, AKP’nin kendini İsrail karşıtı gibi gösterme çabasının ötesinde, Türkiye halkının İsrail ve ABD karşısındaki tavrıdır. Denilebilir ki; Türkiye halkı tavrıyla, AKP ve diğer düzen partilerini İsrail siyonizmine karşı tavır almak, açıklamalar yapmak zorunda bırakmıştır.

Türkiyeli Devrimciler Dünden Bugüne Filistin Halkının Yanında Emperyalizme ve İsrail’e Karşı Savaşın Tarafıdır

Türkiyeli devrimci örgütler, başta Cephe olmak üzere, Filistin direnişini ve Aksa Tufanı Harekatını destekleyen tavır aldılar.

Filistin kurtuluş mücadelesi ile Türkiye’de kurtuluş mücadelemiz birlikte büyüyen, yakın destek ve dayanışma içinde olan devrim mücadeleleri olmuştur.

THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) kuruluşunu ilan ettiği ilk eylemini Filistin halkının katillerinden İsrail İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırıp ölümle cezalandırarak gerçekleştirdi.

Devrimci Sol savaşçısı Ali Saban Filistin’de İsrail’e karşı savaşarak şehit düştü, Filistin direnişinin Türkiyeli şehitlerinden oldu.

1970’li yıllarda Türkiyeli devrimciler hem Filistin kamplarında eğitim gördüler hem de Filistin direnişine katıldılar.

Türkiyeli devrimcilerin mücadelesinde Filistin direnişi sürekli yer aldı. Kampanyalarla, eylemlerle Filistin mücadelesi desteklendi.

Türkiye’deki İslamcıların Filistin sorununa yaklaşımı işbirlikçi Arap rejimlerinden farksızdır. Türkiye’deki İslamcı hareketler de esas olarak Amerikan işbirlikçiliği çerçevesinde Filistin sorununa yaklaşmış, işbirlikçi, İsrail destekçisi, ama riyakârca Filistin sorununu politikada kullanan bir tavırları olmuştur. Özellikle İslamcı Refah Partisi ve AKP iktidarı döneminde Filistin aleyhine, İsrail ile ekonomik, askeri, istihbari pek çok anlaşma yapılıp ilişki geliştirilir. İsrail’e yakıttan, dikenli tele, istihbarata kadar, Filistin halkına karşı savaşta kullanılan destek verilir.

Filistin Halkına, Emperyalizmin Yeni Sömürgecilik İlişkileri Tahlili Çerçevesinde, PASS’yi Filistin Koşullarına Göre Biçimlendiren Bir Devrim Stratejisi Öneriyoruz

FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saadat, İtalyan II. Manifesto isimli gazetede yayınlanan röportajında, Oslo sürecini mahkûm ederek şöyle diyor;

“Bugün bizi bekleyen temel görev Filistin ulusal kurtuluş hareketini yeniden kurma ve yeniden inşa etme projesidir. Filistin ulusunun bugün birincil hedefi, Filistin mücadelesinin özünü yeniden şekillendirerek ve tasdik ettirerek, Filistin’i bir kere daha kurtuluş yoluna sokmaktır. Bu, mültecilerin geri dönmesi ve Filistin’de özgür, demokratik, seküler toplumun inşa edilmesidir; “İsrail’in yanı başında, 1967 sınırları içinde Filistin devleti” değil” diyor ve sınıfsal mücadelenin önemine vurgu yapıyor.

“Acil göreve gelince, Filistin hareketinin ve Filistin devriminin yeniden doğuşu için gerekli koşulları sağlamak için, Filistin Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni ya da isterseniz FKÖ’yü (Filistin Kurtuluş Örgütü) diyelim, yeniden inşa etmek çok önemlidir. Biz hem El-Fetih’ten hem de Hamas’tan farklı bir perspektiften geliyoruz ve ilerici çerçevemizi de içeren, halkın temsiline ve katılımına dayanması gereken gerçek bir ulusal birliğe bağlıyız. Filistin’in bütün sınıfları bu sürecin bir parçası olmalıdır ve halk sınıfları hareketin önderliğinden, geçen 40 yılda olduğu gibi dışlanmamalıdır. Filistin’in özgürlüğünü halk kazanacak, elitler değil”

Bu değerlendirme doğrudur ve daha net ifade edilebilir, “halk Filistin direnişine önderlik edebilecek tek güçtür. İdeolojik olarak ifade edersek, Marksist-Leninist ideoloji önderliğinde Filistin direnişi zafere ulaşacaktır. Marksist-Leninist ideolojinin önderliği ideolojik-politik-örgütsel her alanda, Oslo, Camp David süreçlerinin mimarı reformizimle, teslimiyetçilikle hesaplaşarak gelişecektir.

Ahmed Saadat, FHKC’nin durumunu ise şöyle değerlendiriyor;

“Cephe bu süreç içinde müthiş değişti, yarım yüzyıllık bir zamandan söz ediyoruz Partimizin hayatının dört evresi var: “Ürdün dönemi”, olarak tanımlanabilecek olan birinci aşama 1967’den 1972’ye kadar uzanıyor; ikincisi, 1973’ten 1982’ye kadar süren, Lübnan’da Filistin devrimi ve FHKC deneyimi; üçüncüsü 1987’den 1993’e kadar birinci büyük Filistin halk ayaklanması; o zamandan beri de şu malum Oslo süreci aşamasını yaşıyoruz.

Şimdi, bu değişiklikler Cephe’yi, birçok düzeyde etkiledi, politik, teorik, örgütsel. Şunlar da bizi başkalarını etkilediği gibi etkiledi: bölgedeki savaşlar, Arap rejimleri ile İsrail arasındaki barış anlaşmaları, Sovyetler Birliği’nin ve geniş sosyalist blokun çöküşü ve (zaman zaman ‘barış süreci’ de denen) tasfiye süreci. Bu faktörlerin hepsi ve başka faktörler Cephe’yi, gücünü ve tahlilini etkiledi.

(…) 1992’den bugüne ulaştığımız sonuç, partinin, halkımız gibi, teorik, politik, mali ve başka açılardan kapsamlı bir kriz yaşadığı ve bu krizin ancak her düzeyde direniş ve mücadeleyle aşılabileceği oldu.”

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, emperyalist saldırı ve sosyalist ülkelerde karşı devrimlerle başlayan süreç dünya genelinde devrimci hareketler için zorlu bir sürecin başlangıcı oldu. Fakat Ahmed Saadat’ın da ifade ettiği gibi, özellikle de ideolojik kriz yaşanmasının nedeni “Cephe’nin (FHKC’nin), iç çelişkileri” dir. Örneğin Türkiyeli Marksist-Leninistler olarak, net olarak söyleyebiliriz ki, biz ideolojik kriz yaşamadık. Çünkü, güçlü bir ideolojik zemine sahiptik.

Kızıldere’de kanla yazılmış devrim stratejisine sahiptik.

Önderimiz Mahir Çayan dünya genelinde, 1945’lerden itibaren hayata geçirilen yeni-sömürgecilik ilişkilerini, çok genç yaşına rağmen, devrimler tarihinin ustaları arasına ismini yazdıracak derecede doğru tahlil etmiş, yeni-sömürgecilik ilişkilerinin Türkiye’deki biçimlenişini tahlil etmiş, tüm yeni sömürge ülkelerde kendi ülke özgünlüklerini de hesaba katarak uygulanabilecek Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisini temel alan Türkiye Devriminin Yolunu belirlemiştir. Bu güçlü ideolojik zemin ve bu güçlü ideolojik temeli her türlü bedeli ödemeyi göze alarak hayata geçiren pratiğimiz, Türkiye’li Marksist-Leninistler olarak ideolojik kriz yaşamamamızın temelidir.

Biz Filistinli yoldaşlarımıza da Önderimiz Mahir Çayan’ın yeni sömürgecilik ilişkileri tahlilini öneriyoruz. Yeni-sömürgecilik ilişkilerinin dünyada ve Filistin’de oluşturduğu ekonomik, sosyal, siyasal koşulların tahlili çerçevesinde devrim stratejisi geliştirmelerini öneriyoruz.

Ahmed Saadat’ın hapishaneler değerlendirmesi de “devrimin okulu” çerçevesinde değerlidir. Evet tutsaklık koşulları da devrimin dışına düşmek değil, devrimci mücadelenin tutsaklık koşullarında sürdürülmesi demektir.

Fakat bizce daha militan bir değerlendirme yapılabilir. Türkiye’de tutsaklarımız, güçlü, militan bir mücadele pratiğinin örgütleyicisi oldular. 1984, 1996, 2000-2007, Grup Yorum, Halkın Hukuk Bürosu tutsakları ölüm orucu direnişleri, sadece tutsaklık koşullarının değil, dışarıdaki mücadeleyi de şekillendirmede etkili olmuşlardır. Militan bir değerlendirme tutsaklık koşullarımdaki mücadelenin yetersizliklerini, FHKC’nin yaşadığı krizdeki payını da değerlendirmeyi içermeliydi.

Sonuç olarak, biliyoruz ki, tüm devrimler sorunlarına Marksist-Leninist ideoloji önderliğinde çözüm bulacaktır. Emperyalizm ve halklar çelişkisi, tüm dünyada devrimlerin gelişme zeminidir ve devrimlerden emperyalizmin de siyonizmin de kurtuluşu yoktur.

Aksa Tufanı Harekâtı, bu devrimci gelişimin sonuçlarından biri ve devrimci gelişmeye hizmet eden bir operasyon olmuştur. Emperyalizm ve halklar çelişkisi ve saflaşması gelişmeye devam edecektir.

FHKC Uluslararası Sorumlusu Mahir El Tahir’in dediği gibi: “İşgalcileri yenmek mümkün. Gazze’de yaşananlar bunu kanıtlıyor.”

Ve mülteci durumundaki tüm Filistinliler de bu savaşta yerini almalıdır.

Ahmed Saadat’ın şu çağrısını bizde yineliyoruz; “Siyonist sömürgeciliğe karşı direniş hareketini yeniden inşa etmek ve Filistin kurtuluşu için bir strateji yürütmek için halkın katılımı ve liderliği gerekiyor. Bu Filistin’in yanı sıra diasporada, Avrupa’da ve dünyanın Filistinlilerin bulunduğu her yerinde de gerçekleşmeli.”

-BİTTİ-

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yayınlar