AKP Faşizminin OHAL’ine Karşı En Güçlü Barikat: Yüksel Direnişi (5.Bölüm)

KESK, DİSK, TMMOB, TTB, TBB’NİN GÖRMEK İSTEMEDİĞİ GERÇEK:

FAŞİZMLE YÖNETİLEN BİR ÜLKEDE O KOLTUKLARDA OTURABİLİYOR,

KURUM OLARAK VARLIĞINIZI SÜRDÜREBİLİYORSANIZ,

BU ÜLKENİN DİRENEN EVLATLARI, DEVRİMCİLERİ SAYESİNDEDİR!

Başlıkta vurguladığımız gerçeği, şöyle de ifade edebiliriz. Bir ülkede direnenler, halkın hak ve özgürlükleri için, halka adalet için direnen devrimcileri, savaşan evlatları varsa; o ülkede demokratik kitle örgütleri varlığını sürdürebilir.

Varlıklarını sürdürüp, hak ve özgürlük mücadelesi adına, mesleklerinin onuru adına neleri yapamadıkları ayrı bir yazı konusu olduğu için burada girmeyeceğiz. Ama en düzen içi, en geri halleriyle bile varlıklarını sürdürebiliyor olmalarını, devrimcilerin bedellerle kazandıkları mücadeleye borçludurlar.

Bunun en son örnekleri; geçen hafta köşemizde mücadelelerinin kısa bir kesitini yazdığımız Kamu Emekçileri Cephesi (KEC) öncülüğünde başlatılan Yüksel Direnişi, Halkın Hukuk Bürosu (HHB)’nun adalet mücadelesi ve Grup Yorum’un halkın sanatını yapabilmek için ödediği bedellerdir.

Geçen hafta; Yüksel Direnişçileri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevinin 75. gününde tutuklandıklarını ve tutsaklıklarının ardından daha da büyüyüp halklaşan direniş sürecini anlatmıştık.

Peki, OHAL saldırılarının bunca azgınlaştığı ve direniş karşısında çaresizleştiği günlerde, Yüksel Direnişçilerinin de üyesi olduğu sendikalar ve sendika konfederasyonu KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) OHAL’de ne yaptı?

Aslında KESK’in kurulduğu 1995’ten bu yana ne yaptılarsa, onu yapmayı sürdürdüler. Reformist anlayışların yönetimine çöreklendiği KESK, faşizmin halkın mücadelesi karşısında zorlandığı her süreçte koltuk değnekliği yapmıştır. Bu kural, AKP faşizmi ve OHAL sürecinde de bozulmamıştır.

İçlerinde kendi üyelerinin de olduğu 150 bin kamu emekçisi DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) direktifleriyle ihraç edilirken, baskı ve yasaklarla halkın örgütlenmeleri dağıtılırken, devrimci-demokrat kamu emekçileri “darbeci vatan haini” diyerek açlığa terk edilirken, halkın hak ve özgürlüklerine saldırılırken KESK HİÇBİR ŞEY YAPMADI!

Hiçbir şey yapmayarak emperyalizm ile dünya halkları arasında, AKP faşizmi ile Anadolu halkları arasında, tasfiyecilik ile devrimcilik arasında, düzen ile devrim arasında; hep ilkini tercih etti! Emperyalist politikaları destekledi, AKP’yi destekledi, düzeni büyüttü!

Direnmemek Suçtur, Direnmeyenler Suçludur!

KESK, Direnmeme Suçu İşleyerek Kamu Emekçilerine ve Halka İhanet Etti!

AKP faşizminin örgütlenmeye yönelik saldırısında, Cumhurbaşkanlığı’nın 5 No.lu Kararnamesi, önemli bir dönüm noktasıydı.

5 No.lu Kararname ile; Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ), sendikalar, odalar doğrudan Cumhurbaşkanlığı’nın güdümüne alındı. Yani Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Devlet Denetleme Kurulu (DDK); DİSK, KESK, Türkiye Barolar Birliği (TBB), Türk Tabipler Birliği (TTB), Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Eczacılar Odası gibi sendikalar, meslek odaları, tüm vakıflar, hatta il ve ilçelerin ticaret ve sanayi odalarını dahi denetleme ve soruşturma açma yetkisine kavuştu.

Kısacası devrimcilerin can-kan bedeli kurduğu ilerici kurumlarda yaptırım ve idari bir gücü olmayan oligarşi; Tayyip Erdoğan’ın tek bir imzası ile DDK raporları hazırlanabilecek ve istediğine soruşturma açtırıp, istediğini kapatabilecek yetkiye kavuştu.

DDK, yukarıda bazılarının adlarını saydığımız bu kuruluşlardan üye listelerini, her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilecek. İstediği her yöneticiyi görevden uzaklaştırabilecek.

Yine 5 No’lu kararnameye göre, Cumhurbaşkanı, “Sosyal ve Ekonomik haklar” olarak tanımlanan aile, eğitim ve öğrenim hakkı, toprak mülkiyeti, tarım ve hayvancılık, kamulaştırma, devletleştirme ve özelleştirme, çalışma ve sendika hakkı, grev hakkı ve ücret, sağlık hizmetleri, gençlik ve spor, sosyal güvenlik hakları, tarih, kültür ve tabiat varlıkları hakkında her türlü kararı verebilecek.

Bu Ne Demektir?

Devrimciler, Demokratlar, Sendika ve Oda Yönetimleri Bu Saldırıdan Ne Görev Çıkarmalıdır?

5 Nolu Kararname; bu ülkede ekonomik, demokratik mücadele yasal kurumlar ve yasalar çerçevesinde yürütülemez demektir.

Bu tüm oda, sendika, dernek, vakıf gibi onlarca kurumun halkın hak ve özgürlükler mücadelesi de içinde olmak üzere siyasal mücadele yürütemez demenin en somut, en açık halidir.

Bu faşizm istediği gibi baskı uygulayacak, karşısında tek bir güç olmayacak; oligarşi istediği gibi sömürecek, bu sömürüye karşı koyan tek bir emekçi olmayacak demektir.

Bu bize tercih hakkı tanımamak demektir. Direnişten başka çıkış yok demektir!

Her alanda, her bölgede, her birimde direnişler örgütlemek, tüm halkımızı faşizme karşı direnişe çağırmak görevimizdir demektir!

Peki, bu sendika ve odalar ne yaptı bu saldırı karşısında?

TESLİM OLMAK DIŞINDA HİÇBİR ŞEY!

KESK; AKP’NİN TAM YETKİYLE ATADIĞI KAMU DENETÇİSİ ŞEREF MALKOÇ’U GENEL MERKEZ BİNASI’NDA AĞIRLADI!

5 No.lu kararname ile artık; sınırlar, sınıflar arasındaki uçurum derinleşmiştir, çelişkiler keskinleşmişti. Yani ya bu düzenin dayattığı kölelik, onursuzluk, açlık çemberi içinde yaşanacak ya da kendi sınırlarımızı kendi örgütlülüklerimizle biz çizmeliydik.

KESK, bırakın direnmeyi, tek bir açıklama bile yapmadı.

Dahası, kendisini denetleme-soruşturma açma-görevden alma-kurumunu kapatma yetkisine sahip faşizmin temsilcisini sendikaya aldı. Devrimcilere saldırı talimatını uygulamak için can hıraş çalıştı.

Devrimcileri Sendikalardan Tasfiyeye Girişen KESK’in,

1995’ten Bu Yana İşlediği Suçlardan Başlıcaları:

1)1995’te faşist devletin yaptığı Gazi Katliamı sonrası hesap soracağı yerde, duyurusu yapılmış eylemi “yurtseverlik sorumluluğu” bahanesiyle iptal etti ve ayaklanan Gazi halkına İTİDAL çağrısı yaptı.

İtidal ne demektir? Aşırı olmama, ılımlılık demektir. Oysa faşizm Gazi’de 12 kişiyi, Ümraniye‘de 6 kişiyi katletti, 500 kişiyi yaraladı. Bir sendikanın, dahası bir demokratın dahi yapması gereken halkın ayaklanmasını büyütmektir; ancak onlar halkın değil katliamcı devletin safındadır.

KESK’in aksine, aynı gün Cepheli ALİ HAYDAR ÇAKMAK, “HEDEF KARAKOL” diyerek karakola yürüyüş başlatmış, ayaklanma şehitlerinin hesabını halkımızla birlikte sormuştur. Devrimciler ile tasfiyeci sol arasındaki ayırım bu kadar nettir.

2)17-18 Haziran 1995’te 150 bin kamu emekçisi Kızılay’da eylemdeyken, ortamı ‘yumuşatmak’ adına oligarşinin katil Başbakanı Tansu Çiller’e çiçek verildi. Yürüme kararına ve eyleme devam etmek isteyen kitleye rağmen, eylem bitirildi.

3)KESK, kurultayına MHP’lileri çağırdı.

4)ÖDP, EMEP ve Kürt milliyetçilerini kararı ile karşı-devrimci İP (İşçi Partisi) yöneticilerini ve faşizmin Milli Eğitim Bakanı’nı KESK kongresine çağırdı.

5)5 Mart 1998’de sahte sendika yasasına karşı Kızılay direnişinde kitleye “eve dönün” çağrısı yaptı. KESK, gönderebildiği kadar üyesini, el altından göndererek eylem kırıcılığı yaptı.

6)KESK’in kuruluş yıl dönümü, halktan ve üyelerden uzak, Dedeman Oteli’nde kutlandı ve bu kutlamaya iktidar temsilcileri çağırıldı.

7)KESK, Ankara Emniyet Müdürü’nün verdiği iftar yemeğine katıldı.

8)Gazze’ye, katliamcı Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü’nün gönderilmesini istedi.

9)2013 Haziran Ayaklanması’nda kitlesini polis barikatının önünde yarı yolda bırakıp kaçtı.

10)Üyelerinin karşı çıkmasına aldırış etmeden KESK Genel Başkanı’nın AKP’nin “AKİL ADAM”ı olmasına onay verildi ve bu esnada sendikal çalışmalar da durduruldu! Aynı LAMİ ÖZGEN’e KHK’lerle ihraç edilen kamu emekçileri sorulduğunda “bu, iktidarın yol kazası” değerlendirmesi yapan AKP’nin akil adamı, şu anda Avrupa’da mültecidir.

11)KESK, kendi üyelerine yabancılaşıp sırtını döndü.

Öyle ki; 19 Şubat 2013’te 28 ilde 184 üyesi gözaltına alınıp, bunlardan 79’u tutuklandığında üyelerini sahiplenmedi. Hatta sendika binasının basılmasını, üyelerinin komplolarla tutuklanmasını, yazılı bir açıklamayla dahi kınamadı. Faşizme tek bir tepki göstermedi, üyelerini sahiplenmedi!

12)Trabzon’da Nuriye ve Semih’e destek için açlık grevi yapmak isteyen gençler, sendika binası içerisinde KESK yöneticileri tarafından linç edildi.

13)Bursa’da sendika binasında eylem yapmak isteyen üyelerine kapıyı kilitleyen KESK, tasfiyecilik ve reformistlik tarihinde yaptığı saldırılara bir yenisini daha ekledi.

14)AKP 21 Temmuz 2016’da OHAL ilan etti yüzlerce derneğin, vakfın, yayınevinin, hukuk bürosunun, kültür merkezinin kapısına mühür vurdu. Sokağa çıkma yasakları, eylem yasakları birbirini izledi. Binlerce kişi tutuklandı, yüzbinlerce kişi fişlendi, 150 bine yakın kamu emekçisi KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile kamudan ihraç edildi. Anadolu halkları arasındaki en güçlü barikat olan Yüksel Direnişi’nin yanında değil karşısında yer aldı. Bu süreçte KHK’larla işten atılan KESK üyesi 4350 kamu emekçi için de hiçbir şey yapmadı! Zevahiri kurtarmak için yapılan eylem kararları da ciddiyetle ele almadı. Eylemlerde kontenjan belirledi, tüm kitlesini kattığı, halka çağrılar yaptığı eylemler düzenlemedi!

15)AKP’nin Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’u sendika binasında ağırlama suçunu işledi! AKP’den aldığı talimatla, Yüksel Direnişçilerinin eşyalarını çöp poşetlerine doldurup sendika binasından dışarı attı. Bunu sormak için sendikaya girmek isteyen KEC’li Sibel Balaç’ın gizlice videosunu çekerek “suçluymuş” gibi AKP’nin polisine ihbar etti. Sibel Balaç sahte dijital materyallerle tutuklandı, 8 yıl 6 ay 15 gün hapis cezası verildi ve adil yargılanma hakkı için ölüm orucu direnişi yaparak özgürlüğüne kavuşabildi.

16)Yüksel Direnişçileri, günlerce sendika binasında linç edildi. 324 gün açlık grevi yaparak, bu süreç boyunca AKP’nin ihraç içerikli tek bir KHK bile çıkaramamasını sağlayan, tek bir kamu emekçisinin bile ihraç edilmesinin önünde barikat olan Nuriye Gülmen; KESK’li tasfiyeci yönetim tarafından yerlerde sürüklendi, tekmelendi.

17)9 Kasım 2016’da Ankara Yüksel Caddesi’nde başlattığı direnişle OHAL’e ve KHK’lere karşı mücadelenin başlatıcısı olan KEC’li Nuriye Gülmen KESK tarafından hedef haline getirildi. Yalnızca İdil Kültür Merkezi’nde bulunduğu için gözaltına alınıp tutuklanan Nuriye’ye de 10 yıl hapis cezası verildi.

18)AKP’nin KHK’leri ile ihraç edilen Yüksel Direnişçisi KESK üyelerini; HDP, CHP, EMEP, ÖDP (bugünkü SOL Parti), Halkevci yönetim sendikadan ihraç etti. Üstelik genel kurul sırasında Yüksel Direnişçileri tutsakken, salonda olan direnişçilere söz hakkı dahi vermeden, 3 saniyelik göstermelik oylamayla!

19)KESK; KEC’li devrimci kamu emekçilerinden oluşan Hatay Eğitim Sen yönetimine kayyum atadı!

“Kayyumlara karşıyız” diyen riyakâr KESK yönetimi, aralarında Pelin Akbaş Yeşil’in de yer aldığı yönetime, AKP

faşizmiyle aynı yöntemi kullanarak kayyum atadı!

PELİN AKBAŞ YEŞİL NEDEN HEDEF ALINDI?

KESK, EĞİTİM SEN HATAY ŞUBE’YE NEDEN KAYYUM ATADI?

Kamu Emekçileri Cephesi’nden bir öğretmen olarak Yüksel Direnişi’ni destekledi, direnişçilerden yana tavır belirledi. Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’ne, emperyalizmin eğit-donat projesini Anadolu’da hayata geçiren işbirlikçi AKP’ye, kardeş Suriye halklarının katledilmesine karşı eylemler yapan Hatay Eğitim Sen’in devrimci yöneticilerinden biriydi.

KESK, merkezi olarak “Rojava Devrimi”ni desteklerken, Hatay Şube “emperyalizm ve oligarşi Suriye’den çekilmelidir” diyordu.

Bu kampanya dâhilinde yapılan genel grev sonucunda, Hatay’da Pelin Akbaş Yeşil’in de dahil olduğu 928 öğretmen açığa alındı. Şube yönetimi direniş kararı aldı ve haftalar süren eylemler sonucunda, 928 kişinin TAMAMI, işe geri döndü. Direniş sayesinde üyelerinin tamamının haklarını kazanan, faşizme geri adım attıran tek sendika şubesidir Hatay Eğitim Sen.

Bu nedenle reformizmin ve oligarşinin hedefi oldu onlar da. Önce teslimiyetçi, tasfiyeci KESK yönetimi Hatay şubeye kayyum atadı.

AKP faşizmi, 375 No.lu KHK’nin GEÇİCİ 35. MADDE’sinin yürürlükten kalkacağı son gün, 6 bin kamu emekçisini işten attı. İşine, emeğine, alın terine, geleceğine el konulanlardan biri de Pelin’di. Bu haksız ihraca karşı, 6 bin kişi içinde hâlâ direnen yalnızca Pelin Öğretmen’di.

Haftaya Yüksel Direnişi’ni anlatmaya devam edeceğiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer Yayınlar